Kulağımı Tırmalayan Ses Eşliğinde
Evet bu sefer müzik yok kulaklarımda.Sadece yan apartmanın altında kurulmuş, demir-çelik atölyesindeki kesme işlemlerinin sesleri var.Kulaklarımı tırmalayan bu ses canımı çok sıkıyor.
Neyse ki harekete geçtim.Kendime verdiğim sözlerin hepsini tutacağım.Kendimi çok ihmal ettim bu aralar.Kendimi affettireceğim kendime.
Yazarken nelere dikkat edip-etmediğe hiç dikkat etmemişim.Sanırım bende “pervazsızca yazan biriyim.”Sanırım bir tarzım, bir bakış açım ve hiç okurum yok.Tahmin ediyorum erkek kardeşim ve bilgisayarın başında saatler geçiren arkadaşım da okumuyordur bu satırları.Aslında bir bakış açısı kazanma sürecine girdim, ama olmayan (hayali) sevgili okuyucu, biraz zaman alacak.Bir süre pervazsızca ve tutarsız yazılarımı okuyacaksın.
Aslında bir ayağım değerlerimde kalmalı, diğer ayağım dolanmalı merak eden her şeye, bir pergel misali.Yazdıklarımı da yazarken ilk önce değerler süzgecinden geçirmeliyim.
------
Yine yan apartmanın alt katındaki, atölyeden kulağımı tırmalayan o ses geldi.Bu sırada ben “hayır, yine kulağımı tırmalayan ses” diye başlayacakken sustu.Benim kalemim de sustum.Anlayacağınız hevesim kalemimde kaldı.Sonra bekledim, tekrar o ses gelsin diye ama gelmedi.
Şimdi aklımda cevaplamasını istediğim birkaç soru var?
Yazarlar hep neden yalnız kalır?Teoman’ın şarkılarında neden hep sevişme teması geçiyor?Okan Bayülgen neden “çok sevişenler yazamaz” diyor?Sahil neden bu kadar pisli?Kantinde neden bu kadar gürültü var?Cevapları bekliyorum…
Üç haftadır önümde asılı duran, “Sakarya Türküsü” adlı şiiri ezberleyemedim.Allah’ın izniyle, bu hafta ezberlemiş olacağım şiiri.
O kulağımı tırmalayan hala yoksun kulaklarım.
Satırlar bitiyor…
Ve bitti…
0 yorum yazılmıştır