Hayalim

 

Yıl 2004.

Üniversite yılları.

Yine böyle hava yağmurlu ve ben yine sahil kenarında, dalgaları izliyorum.

Dilimde arabesk bir şarkı.İçimde özlet.

Aklım ise gözleri...

 

Hiç bitmedi benim için.Hep aklımda.Rüzgarlı havalarda üzerime gelip beni ıslatan dalgalar, dokunamadığım saçları, yeşil gözleri.

İlk onun için yazdım.

Üniversite kantininde yazdığım çocuksu şiirlerimi ilk ona okuttum.

Onu sevdim.Öyle böyle değil, gerçekten sevdim.

Ama onun beni sevebileceği kadar sevemedim.

O da sevmedi zaten benim.

 

Şimdi sahil kenarından çok uzakta bir şehirdeyim.

O arabesk şarkı hiç çalmıyor.

Ne martı sesi, ne dalgalar var.

Aklımda sadece sen, sen varsın.

                                          

                                    Ama bir hayal olarak.

Yorum (0) Yorum yaz!

Düşünelim Bİraz

 

Bilirim ve sende bilirsin.Yağmur yarınlar için yağar.Peki ya savaşlar ne için çıkar?bunu dşünmek çok zor olmasa gerek.Zaman öye bir geçiyor ki; hala inanamıyorum çıkan savaşlara.

 

Hatta laf aramızda bir çok şeye inanmıyorum.Her gün yalanlar daha da çoklaşıyor aslında.Ben de yalan söylüyorum ama boşver.

 

 

 

Benim küçük sevgilim...

Herşey biraz daha yaman inan bana...

İhtiyarlar daha da saçmalamaya başladı...

 

                                                      Öyle ise düşünelim...

                                                                       Ne olacağız diye...

Yorum (0) Yorum yaz!

Gidelim Lütfen

 

Sana,

gerizekalı hayat duruşunu benimseyen arkadaşalara,

beni anlamak istemeyen anlayışsızlara,

ve son bahara atfen...

 

 

 

 

Ne olacağımızın belli olmadığı bir hayatta değmiyor değerlerden vazgeçmek.Hepimiz ölüme bir adım yakınken neden patlıyor bombalar ve neden hala çıkıyor aptalca savaşlar.Ölümün kıyısında bize sadece “hayattayken” işimize yarayacak paralarımızı saymaya hala neden devam ediyoruz?

 

Yoktan yere gidiyor hayatlar farkında mısın?Ve geceleri yatarken köşe başındaki soğuk kaldırımın üzerinde titreyen genci hatırlar mısın?

 

Üç günlük ve üç kelimelik dünyada yaşıyoruz.Değer mi aldatmaya?Bir tarafta hak edileni vermeyen acımasız iş verenler ve diğer tarafta ise hak ettiğini alamayan işçiler.Öte tarafta şükretmesini bilmeyen biz insanlar…

 

 

Zamansızlık ve mekansızlık içinde kıvranırken, sevdalardan da vazgeçtik.Unuttuk, unutulduk…Ölüm çare diyemedik ve bilemedik yaşamayı.Deniz kenarlarında şişmiş genç kız cesetleri soğuktu acımasız yürekler gibi…

 

 

 

Biz insanlar aradık sonsuz mutsuzluğun kapısını.

Amacımız ne?

Her nasılsa geldiğimiz dünyada, her geçen gün kirlenen  havayı hissederek mi çekiyoruz?

Selamlaşmanın hatırı yok iken, neden birliktelikler var hala?

 

Alışılagelmiş eylemlerimiz sıkmadı mı hala bizi?Siyah elbiseli soğuk adamlar hala kandırmaya devam ediyor bizleri…

 

...

 

Cehennem çok yakın bizlere.

Kaçışlar devam ediyor.Bilinmezlikler hep aynı mesele…

Bir şiir gibi oysa tüm sevgiler.Hala neden sevmiyoruz birbirimizi?Şiir tadında hayatlar bekliyor bizi?

 

Haydi kop gel acılardan, yıkılışlardan ve kavgalardan.Çok uzadı zaten.Yelken açalım maneviyat denize.

Tek gerçeğe doğru atalım adımlarımızı…

 

Hep aynı masalı anlatıyorlar, hep aynı ihtiyarlar…

Hep aynı monoton günleri tüketiyoruz öylece…

Kimsenin dur diyeceği yok soğuk sokaklarda öldürülenlere…

 

Beyaz papatyaları toplayacağımız, kusursuz yaratılmış kaldırımlarda konuşalım senle…

Bazen susalım…Gökyüzüne bakalım…Dağlara, taşlara, ağaçlara…

Her yerde Allah’ın mührünü görelim…

Dua edelim yoktan öldürülenlere…

Dua edelim akan göz yaşlarının dinmesi için…

Dua edelim birbirimizi sevmek için…

 

 

 

Biliyorum senin de içini acıyor siren sesleri.

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Dünyanın Sonu Gelirken Gelmek Dünyaya

 

Gecenin bir saatinde kaçıyor uykum.Yazacak bir şeyler arıyorum.Tıpkı  sevecek bir sevgili arar gibi.Dün çoktan yaşandı, bugünü ezbere yaşarken yarını bekliyorum.Sanırım hala umudum var.Neye ve kime bilmiyorum ama hala umudum var.Gecenin bir saatinde bu teknoloji harikasının başında, umudu satırların arasına gömerken, bir de onu özlüyorum yetmezmiş gibi.

 

Bak yine o şarkı çalışıyor.Gecenin bu saatinde hiç de iyi gitmiyor bu şarkı.Üstelik başımda da hafif bir ağrı satırlarıma yansıyor.

 

Zaman eskisinden daha da çok hızlı geçiyor.Sanırım ölüm çağırıyor bizi.Dünya artık yorulmuş, “bu kadarı da fazla” diyor.O da istiyor artık bir bitişi.Güzel günlerin geleceğinden ümidi kesmiş sanki.Artık sonunda iyilerin kazandığı filmlerin olmamasında yakınıyor.Ve fazla kirleniyor.Su kaybediyor.Yavaş yavaş tükeniyor artık dünya, sayemizde.

 

Yaşını başına alanlar, daha yaşına başına almamış bana acıyarak bakıyorlar.Dünyanın eskiden daha zor ama daha güzel olduğunu, çok boktan bir zamanda yetiştiğimizi, kolaylıkların bizi tembelleştirdiğini ve doğal dengenin kaybolup ömrümüzü kısıtladığını söylüyorlar.

 

Onlar için sorun değil tabii.Onlar da dünya gibi son demlerini yaşıyor.Oysa bizim baharımızda çiçekler açmıyor.Of Ya Rabbi nedir bu olanlar diyorum.Ama ne olursa olsun her şekilde teslimim Allah’a.

 

Olanlar, bitenler de iyi değil aslında.Yirmi yaşında bir kızın sevgilisinin sürdüğü motordan düşüp üzerinden onlarca araba geçerek can vermesi ne kadar da kötü.Hiç mi kimse fark etmedi üzerinden geçerken.Aklıma olur olmaz şeyler geliyor.Yoksa insanlık dibe mi vurdu? “Hadi oradan!” diyorum kendime olur mu öyle şey?Yaratıkların en şereflisi olan bizler, bu şekilde benliğimizden yani insanlığımızdan kopamayız.Yine içimizde ufak da olsa yeşeren bir insanlık fidanları vardır.

 

Hep şikayet etmek yetmiyor ve gerçekten işe yaramıyor.Yazsan ne olur ki ölenleri ya da olup bitenleri.Yazmak sadece içinde birikenleri dışarı atmak ve rahatlamak bence.Bence o kadar da işe yaramıyor.Bir şeyler yapmak lazım.O kızın cenazesine gidip Allah’tan af dilemek, kaldırımlardaki çöpleri kaldırmak utanmadan ya da köşe başında mendil satan genç kıza güzel bir kitap hediye etmek lazım.Hiç yapamıyorsak sevmeliyiz, dua etmeliyiz insanlığa ve yok olup giden dünyaya.

 

Dünyanın sonu gelirken geldim dünyaya.Bilmedim çelik çomağı, çok fazla oynamadım misketi ve bilmedim o oyunun terimlerini.

 

Orta okul yıllarımda parçaladım arkadaşımı bir bilgisayar oyununda, filmlerdeki öldürme sahneleri ve bir insanı öldürmek en doğal olay haline gelmişti benim için.En yakın arkadaşımın bedenini parçalıyordum bir oyunda ve bunda gurur duyuyordum.Sevgi kelimesi siliniyordu lügatımdan, yerini savaş terimleri alıyordu.

 

Zamansızım bu uykum kaçan gece.Başım ağrıyor, geceye acılar katan şarkı çalıyor;

 

“Sana gitme demeyeceğim

Ama gitme Lavinya

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

İncilirsin ama yine de sen bilirsin…”

 

Biraz karışık, biraz plansız ve biraz da karamsar oldu satırlarım.Ama ne olursa olsun dediğim gibi umudum var.Olmalı da zaten.Olmasa olur mu hiç?Umudumuz olmalı!Gelsek dünyanın sonunun geldiği zamanda, mutlu olmalıyız şimdi mutsuz olsakta…

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Dostuma

 

 

Dostluk ve aptallık kelimesini

 aynı cümlede kullanmayacağımı öğreten insana,

 dostuma...

 

 

 

 

 

Gece karanlık.Güzel bir şarkı dinlerken aklıma güzel şeyler geldi dostum.Bu güzel şeylerden biri olarak yansıdın satırlarıma.

Bu aptal arkadaşın bazen anlayamadı senin dünyanı.Ama sen hep anladın beni ve anlaşılamayan dünyamı.

 

Dostluk kavramını yücelten sevgili insan.Ve gülünce insanı sevindiren insan.Kutsal bir dostluk ifadesiydi yüzün.Saçmalıklardan öte manalar saklıydı sözlerinde.Dostluğun ve tüm dostluklar seninle güzel.

 

Bana anlayamadığım hayat kavramlarını öğrettin.Hayatın karşısında dik durmayı ve durmadığın zaman seni alıp götüreceğini, hatta yaşadığın aşklarla bana aşkın tarifini bile yaptın.Hiç kimsenin yapmadığını, yapamadığını ve hiç bir zaman yapmak istmediklerini yaptın bana.Tüm yapılanlara rağmen adam gibi teşekkür bile edemedim sana.Ama hep minnettar kaldım.Bir vicdan azabıyla çalmıştım çoğu kez kapını.Karşılığını veremedim hiç bir şeyin.Ama bunların hiç bir önemi yoktu senin yanında.Sen sadece "değer verirdin."

 

Bir insanı hatalarıyla kolay kolay sevmez insanlar.Sen beni hatalarımla sevdin.Öyle kabul ettin.Belki "diğerleri" de öyle.Ama sen başkasın.Güzel bir şekilde başkalaştırdın dostluğumuzu.

 

Şimdi bir göğe yükselen bir binanın tepesinde, ayaklarım altında kalan, ayaklar altına alınmış insanlığı izliyorum.Ve bir kez daha dostluk kavramını düşünüyorum.Şimdi ve sonra kavram kargaşalarında bana anlattığın kavramları tekrar anlat dostum.Kapını çalışıyorum.Güler yüzünle karşılayacağına emin bir şekilde...

 

Dostluğumuzun bitmemesi için dualarım.

Dostluğuna ihtiyacım var saçma sapan ideolojilerde kaybolurken...

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!